Kasım Ayı Memur Alımları 8.234 Kadro

Kasım Ayı Memur Alım Kılavuzu 8.243 Kadro Branş Sayıları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik Kasım Ayı içerisinde 8243 memur alımı.

Merak Ettiniz Mi? Dünyada Kaçıncı Kişiniz?

Bilmem hiç merak edeniniz oldu mu? Ben doğduğumda dünyadaki kaçıncı kişi idim.Ya da benden önce kaç kişi dünyaya geldi. Bir başka soru ise ortalama kaç yaşında öleceğim?

En Güncel Memur Maaşları

Tüm Kamu Kurum ve Kuruluşlarının 2012 Memur Maaşları ve İmkanları

Türkiye ve Dünya Haritası 3 Boyutlu

Tam Ekran / Google Map Haritası, Türkiye ilçe Haritaları ve Cadde Sokak sorgulama imkânı, Mesafe - Alan ölçümü, Yol Tarifi, Rakım ve koordinat belirleme ve Dünyanın tüm ülkelerinin 3 Boyutlu Görüntülerine Hayran Olacaksınız

SEO Yarışması

Telemarketingürünleritürkiyesatışlideritvshopsanalmağazacılık kelimesinde Googlede ilk sırada çıkan kişi yarışmayı kazanacak

ÖSYM 2012 Sınav Takvimini Açıkladı

ÖSYM’nin açıkaldığı sınav takviminde 28 sınav yer alıyor. ÖSYM tarafından yapılan açıklamaya göre sınav takviminin güncel gelişmelere göre değişebileceği

Ehliyet Sınav Soruları ve Cevapları

22011 yılının 5. ve son ehliyet sınavı 10 Aralık 2011 Cumartesi günü yapılacak. Motorlu Taşıtlar Sürücü Adayı Sınavı

Sümela' nın Şifresi İzle

Filmde, “halk kahramanı” Temel, az bilinen bir sır olan Sümela’nın sırrını çözmeye çalışacak.İşte Detaylar

2011-2012 Eğitim Yılında Burs Veren Kurumlar

2011-2012'de üniversite öğrencilerine burs verecek kurumlar. 2011-2012 Burs başvuruları. 2011-2012 Özel burslar ve iletişim.

Window 7, XP'nin Gerisinde Kaldı

Windows 7'nin satışa sunulmasının ardından geçen 18 ayda Microsoft, 350 milyon adet lisanslı Windows 7 satmayı başardı.

Mitolojiden Atlantis Efsanesi

Atlantis efsanesi, tarih bo­yunca meydana gelen değişikliklerden fazla etki­lenmedi. Platon, doğumundan 9000 yıl önce var olmuş ve yanardağ patlamasıyla suya gömül­müş Atlantis’i zengin biçimde betimlemişti. O zamandan beri, Atlantis uygarlığı pek çok yazarın, şairin, ressa­mın ve bilim adamı­nın hayallerini süsle­di. Atlantis’in gerçek bir ülke olduğunu öne süren 70′ten faz­la kitap var. Bunların arasında, 17. yüz­yılda yaşamış İngiliz filozof Francis Bacon’ın Yeni Atlantis adlı kitabını özellikle anmak gerekiyor. Bacon, Atlantis’i Kuzey ve Güney Amerika ile ilişkilendirmişti.



Untitled-25 copy

Onca kitaba ve iddiaya rağmen, hiç kimse Atlantis’i ya da dünya yü­zeyinden nasıl silindiğini bulamadı. Birçok şüpheci yazar ve insan, Platon’un felsefesindeki ideal kentine ilişkin düşüncelerine hazırlık olsun diye Atlantis’i yarattığına inanıyor. Bu düşünürlerin başında ise, Fransız tarihçi Pierre Vidal-Naquet ge­liyor. Ona göre, “Atlan­tis kavramı, zaman içinde bilginlerden, yarı-bilginlerin, ardından da mitomanların tekeline girdi. Bugün Sahra’dan Sibirya düzlüklerine, Ti­ticaca Gölü’nden Tibet yaylalarına kadar, dünyanın dört bir yanında Atlantis rüyasının peşinde koşanlar var. Tabii, bütün kabahat Platon­da… İlk dönem Atina toplumuna ideal kentini benim­setmek için uydur­duğu efsane, bugün yeryüzünün en bü­yük dedikoduların­dan biri haline gel­di…”
İtalyan Ananke Yayınları’ndan çıkan “Deniz, Avru­pa’yı Nasıl Yuttu?” adlı kitabın yazarı, Atlantik Okyanusu’na batarak kaybolan bu uygarlı­ğın gerçek olduğu kanıtlanmaya ça­lışıyor (kitap Türkçe’de yayımlanmadı).  Eski-yeni arkeolojik buluntu­ların yeniden yorumlanmasını, Platon’un Atlantis’in bulunduğu yere ilişkin arazi tanımlarıyla birleştiriyor. Platon, Atlantis’in Herkül Sütunları’nın (Cebelita­rık Boğazı, Akdeniz) ötesinde oldu­ğunu söylemiş ve 2385 yıl önce, Timaos diyaloğunda, eski olayları bi­len Mısırlı bir rahipten öğrendiklerini yazmıştı:
“Nitekim, o zaman, o denize geçmek mümkündü: çünkü adlandırdığınız gibi, Herakles (Herkül) Sütunları denen ağzın ötesinde bir ada vardı. Hem, o ada bir araya getirilmiş Libya ve Asya’dan (Kü­çük Asya: Anadolu) daha büyüktü ve ondan yola çıkanlara, başka ada­lara ve o adalardan, gerçekten deniz olanın tam karşı tarafında duran bütün anakaraya geçit veriyordu. Bu Atlantis Adasında büyük ve hayran olunası kudrete sahip bir kral ortaya çıkmıştı…’’


Kitabın yazarı Pisa Üniversitesi (İtalya) yıldız fiziği ordinaryüs pro­fesörü ve arkeolog Vittorio Castellani’nin yürüttüğü araştırmalara göre Atlantis Adası, Büyük Britanya (İngiltere) olmalı. Aslında, Büyük Bri­tanya’yı 10.000-7000 yıl önceki ha­liyle değerlendirmek gerek. O zaman, son buzul erimesiyle yükünden kurtularak hafifleyen ada, tıpkı İskandinav Yarımadası gibi birkaç santimetre yükselmişti. Ayrıca Britanya, donmuş Manş Denizi’yle Fransa üzerinden bağlandığı Avrupa anakarasından kopmuştu.
Son Buzul Çağı’nda, deniz yüzeyi günümüze göre 100 metre düşüktü ve Büyük Britanya’dan anakaraya geçmek mümkündü. Atlantis insanı, Platon’un konuştuğu rahibin dediği gibi anakarayı kolonileştirdi: “Başka bölgelerde de hüküm sürüyorlardı; boğazın (Cebelitarık Boğazı) bu yanından Libya’ya, Mısır’a Avrupa’ya ve Tiren’e kadar.” Rahibin dediğine göre bu kudret, Yunanlılar’ın atala­rıyla da savaşmış ve ilerlemesi silah zoruyla durdurulmuştu.
Son yıllarda oluşturulduğu kadarıyla, bu fantastik senaryoda anlatı­lanlar Avrupa’nın jeolojik tarihiyle uyuşuyor. Castellani’nin kendi sözleriyle, “Nitekim son Buzul Çağı’nın sonunda, buzların çözülmesi deniz yüzeyini yükseltip, Avrupa’daki geniş arazileri sular altında bıraktı; Büyük Britanya plakasında ve İngil­tere’nin büyük kısmındaki su üstüne çıkmış bölgeleri küçülttü.”

Yanardağlar mı, başka bir şey mi? Atlantis’in “volkanik” sonunun tasviri. Yeni varsayımlara göre, kent suya yavaş yavaş battı.

Deniz yükselmesine ilişkin kanıt­lar, Baltık Denizi tortullarının in­celenmesiyle elde edildi. Baltık Denizi, Atlantik Okyanusu’nun batmasıyla gölden denize dönüşmüştü. Ancak, deniz baskınları Platon’un çağından 9000 değil, 5600 yıl önce (günümüzden 8000 yıl önce) ger­çekleşmişti. Kısacası, bugün Atlan­tis, şairler, romantikler, hayalperest­ler için yitirilmiş bir cennet, keş­fedilmemiş bir Eldorado, mükem­mel bir ütopya…

Granit varsayımı. Belli başlı megalit (anıttaş) uygarlıklarına ilişkin bazı buluntular Atlantislilerin eseri olabilir. Atlantis’in Buzul Çağı’ndan sonra daha da yükselen Britanya Adaları olduğunu ve Avrupa’nın buradan kolonileştirildiğini düşünenler var.

Megalit Uygarlığı
Peki Atlantisliler’in sonu gerçekten deniz baskınla­rıyla mı geldi? İtalyan araştırmacı Castellani’ye göre evet. “Araştırmama başladığım zaman, trajik biçimde ortadan kay­bolsa bile, büyük bir uygarlığın geri­de arkeolojik izler bıraktığından emindim. Ben, bu izleri bulduğum kanısındayım. Avrupa’nın Atlantik kıyılarında ne olduğunu görmeye gi­dersek, izlerin apaçık olduğunu ka­bul etmek zorundayız; sadece tanı­mayı bilmek gerek. Bunlar, bir megalit uygarlığının kalıntıları: dolmen­ler (taşgömüt), monolitler (tektaş), Stonehenge (İngiltere) gibi megalit (anıttaş) dizileri… Görünüşe bakılırsa, Atlantis’ten gelen halk tarafından konmuşlar. Kara yoluyla, su yüzüne çıkmış ve artık var olmayan, okya­nusun dibinde kim bilir hangi anıt­larla birlikte yatan bir karadan gel­mişlerdi.” Castellani’nin kuramını, organik tarihlendirme yönteminde (karbon 14) kaydedilen gelişmeler güçlendiriyor. Megalit mezarlardan getirilen örneklerin, sanıldığından çok daha eski olduğu ortaya çıktı.

Paskalya Adası’ndaki dev taş heykeller

Şimdiye dek megalit kültürünün, Yakındoğu kökenli halkların barbar­laşmasıyla ortaya çıktığı sanılıyordu. Avrupa kültürünün Sümer, Mısır ve Yunan uygarlıklarının buğday tarı­mını keşfetmesinden sonra ortaya çıktığına inanılıyordu. Megalit kültürüne ait buluntuların yeniden tarihlendirilmesiyle, bu varsayım değişmeye başladı. Avrupa’daki ilk dolmenler, Mısır piramitlerinden 2000 bin yıl önce dikil­miş Sonuç: Tarım ve uygarlık, ayrı ayrı yerlerde, en azından iki kere doğdu ve Avrupa’nın tarım kültürü, Yakındoğu’dan bağımsızdı. Platon’un anlatılarında, Avrupa’nın belleği diriltiliyor, eski gelenekler, dinler, gökbilimsel bilgilere değiniliyordu. Castellani şöyle açıklıyor: “Arkeolojik buluntular iyi değerlen­dirildiğinde, Atlantis uygarlığı diye­bileceğimiz, Avrupa’daki bu evri­min bir başlangıcı ve sürekliliğinin olduğu ortaya çıkıyor.”
Würm buzullanması sırasında, otçullar için geniş çayırlıkların bu­lunduğu engin otlakların yerini or­manlar aldı. O zamanlar avcı ve göçmen olan tarihöncesi insanı, köyler kurdu ve balık avladı. Bu yerleşimlerin kalıntıları, besin atık­ları öbeklerinin fosilleri, Kuzey Amerika’da, İspanya ve Portekiz’de bulundu.
Farklı yerlerde aynı el aletlerinin bulunması (örneğin kazma), buluntu sitlerinin tek bir megalit uygarlığına ait olduğunu gösteriyor. Çatı ve duvar oluşturacak şekilde düzenlenmiş taşlar, yani dolmenler, insanoğlunun Eski Taş Çağı’nda uzun süre yaşa­dığı mağaraların taklitleriydi. Tari­h öncesi Avrupa ve megalit uygarlık bağlantısı, taşlara kazınmış resimlerde de görülebiliyor. Megalit kül­türünün bir başka örneği de menhir.


Menhirler, en çok 200 ton ağırlığın­da, 2-10 metre yüksekliğinde monolitler. “Kromlek” denilen ve çember şeklinde dizilmiş menhirler, İrlanda, İngiltere ve İskoçya’da çok yaygın. En görkemli olanları Avebury ve Stonehenge. Bu anıt komplekslerinin toplantı yeri olarak kullanıldığı sanılıyor. Castellani’ye göre, “Atlantisliler’i, kendini tek bir dinle tanımla­yan, onlarca kabile grubuna bölün­müş bir halk olarak düşünmeliyiz,” Atlantik Avrupasında sık rastlanan megalit kalıntıları Malta, Korsi­ka, Sardinya, Sicilya ve Puglia’da da bulunuyor. Mısır rahibi Sais’in anlattığı gibi, bu anıtları da Atlantisliler yapmış olmalı; çünkü Tiren’e kadar çeşitli bölgelere egemendiler. Eski Yunan tarihini anlatan Yunanlı yazar Pausianos, Atlantisliler’in Atinalılar’ın ataları tarafından yenilgiye uğratıldığını yazıyordu. Nitekim da­ha M.Ö. 2. yüzyılda, bilinmeyen tanrıya adanmış bir menhir, Yunan topraklarında bulunuyordu. M. Ö. 1. yüzyılda yaşamış tarihçi Diodoros Skulos, Büyük Britanya’da güneş tanrıya adanmış bir tapınak (belki Stonehenge) olduğundan ve dünya­nın pek çok bölgesinde taşlara tapınıldığından söz ediyordu.

Ille-et-Villain dolmeni, Britanya
Evora dolmeni, Portekiz

Atlantis uygarlığının Britanya kö­kenli olduğu ve tufanla ortadan kalktığı varsayımları, değişik kurgularla dile getiriliyor. Morhiban Körfezindeki El-Lannic Adasında (İngiltere) yapılan bir kazıda, okyanusa uzanan menhir dizilerine bağlanan bir halka gün ışığına çıkarıldı. Menhir dizileri, deniz kıyısına ulaşmadan hemen önce, başka bir halkada son buluyordu. Yine İngiltere’de, bu kez Kermic’te, suyun 4 metre altında menhir halkası bulundu.
Deniz yüzeyinin yükseldiğine ilişkin bir başka kanıt, megalit çağı­na ait antik yolların denizde bittiği Malta Adası’nda bulunuyor. Efsa­neye göre, bu yollar sualtından Sicilya’ya devam ediyor. Castellani, buna açıklık getiriyor: “Atlantis bir günde batmadı. Olasılıkla deniz baskınına uğradı ve başka uygarlık­lar tarafından aşıldı; ama, Atlantisliler’in soyu tamamen tükenmedi.” Araştırmacıya göre, Kelt (druid) rahiplerinin Atlantisliler’le ilişkili ol­duğuna dair kanıtlar var.
Bu din adamları, meşeyi kutsal ağaç olarak seçer ve megalitlerin yakınlarında ayinler yaparlardı.

Untitled-17 copy
Mnadjra megalit tapınağı, Malta

“Keltler’in Atlantisliler’den geldiği kanıtlanması gereken bir varsayım; ama, bir şey kesin: Megalit kültürü, kilise’nin yaptıklarına rağmen batı halk geleneğinde uzun zaman yaşadı.” Carmac’ta (İngiltere), Saint Cornellius Kilisesi’nin cephesinde­ki bir aziz heykeli, kutsal adamı menhir ve dolmenler önünde boğa kurban ederken gösteriyor. Katolik mezhebinde, her yıl 13 eylülde, bo­ğalar kutsanmak için kiliseye getiri­liyor. Megalit uygarlığının boğa kültü, eskiden ve günümüzde, Girit, Sardinya, Malta ve İspanya kültüründe, özellikle boğa güreşlerinde yaşıyor. Ya İngiltere hükümdarları­nın Westminster kutsal taşında taç giymesine ne demeli? İngiliz gele­neklerinde, geçen yüzyıla kadar, menhirleri terayağ, bal ve zeytin ya­ğına bulamak vardı. İskoçya’nın Gal dilinde “Kiliseye mi gidiyor­sun?” sorusu şöyle soruluyor: “Am behil thu dol d’on clachan (taşlara mı gidiyorsun)?”
Atlantis, insanları heyecanlandırıyor. Ancak Buzul Çağı su bas­kınlarını, Avrupa’yı kolonileştiren tek bir kültüre bağlamak ve bu olası uygarlığı Atlantis diye adlandırmak için çok dikkatli olmak gerekiyor. Gerçekten eski bir uygarlık varsa bile, arkeolojik kanıtları doğru yorumlamadan, Platon’un Atlantis’inin bulunduğunu düşünmek yan­lış olur. Gerçek bilimi, boş inançları ticari amaçlı kullanan sahte bilimden ayırmak için, iş yine bilim tavrına ve bilim adamlarına düşüyor.

Untitled-26 copy

OKYANUSTAKİ PİRAMİT
Küçük bir Atlantis’in kalıntıları­nın, Pasifik Okyanusu sularının 25 metre altında, Okinawa Adası’nın (Japonya) güneyinde bulunduğu söyleniyor. Yonaguni Adasının yakınlarında, tabanı 200×150 m. yük­sekliği 30 metre olan, 5 katlı bir yapı var.
Arkeologlar, tepesi düz, dikdört­gen tabanlı ve Asurlar’ın eski tapı­naklarını (zigguratları) andıran ya­pının yakınında bir de yol buldukla­rını sanıyorlar. Yerbilimci Masaki Kimura (Okinawa Üniversitesi), “Doğanın eseri olamaz” diyor. “Erezyonun sonucu olsaydı, sit ala­nında kaya parça­ları bulurduk.” Son Buzul Çağının so­na ermesiyle, pira­midin su altında kaldığına inanılıyor.


Kimura, “Ben blokların köşe ve açılarının bu kadar dik kesildiği başka doğal örnekler bil­miyorum” diyor.
Batık yapı, bir dizi kocaman basa­maktan oluşuyor ve piramidi çağrış­tırıyor. Toplu ayin­ler için, göğe adan­mış üstü açık bir mekân olduğunu düşünenler de var.
Sakkara’daki (Mı­sır) basamaklı pi­ramitlerin 5000 yaşında olmasına karşın, bu yapının iki kat eski oldu­ğu tahmin ediliyor, insanlık tarihi­nin ilk büyük yapıtı olabilir.
Bu yüzden, araştırmacılar tem­kinli davranıyorlar. Arkeolog Jim Mower (University College, Lond­ra), fikrini şöyle belirtiyor: “10.000 yıllık yapay bir yapının keşfedildiği onaylanırsa, Eski Çağ tarihi bölü­münü baştan sona yeniden yaz­mak gerekir. Şöyle bir önsöz de koymak şart olur: Onu inşa eden halk, en azından Mezopotamya ve İndüs Vadisi’nde yaşayan insanla­ra, yani klasik kabule göre uygarlı­ğı yaratan ve yayanlara denkti.”

yonaguni model



İspanya’dan Ege Denizi’ne… Tartışılan Altı Varsayım
Araştırmacıların ve bilginlerin Atlantis için yüzyıllar boyunca önerdiği sayısız yer arasında, en azından altı tanesinin tarihsel ve bilimsel değeri var. İşte varsayımlar:
Atlantis, Tartessos’tu
Eski Çağ’ın en gizemli kentlerin­den biri olan Tartessos’un, Herkül Sütunları’nın ötesinde, İberya kıyı­sında (İspanya) bulunduğu sanılıyor. Ancak arkeologlar Tartessos’u henüz bulamadılar. Yunanlı tarihçi Herodotos’a göre, Yunanlı elçiler zen­gin ve adil bir ülkenin kralı olan Argantonios’la iyi ilişkiler kurmayı ba­şarmışlardı. İngiliz tarihçi Ryes Carpenter’a göre, Platon bu seferden haberdardı ve Tartessos’tan esinlenerek Atlantis söylencesini yarattı.
Yunus Sırtı
1800’lerde yaşamış Philadelphialı (ABD) Ignatius Donnely, Atlantis’in Atlantik Okyanusu’na bat­mış bir yaylada olduğuna inanıyordu. İnsanoğlu, ilk uygarlığı Yunus Sırtı denen bu yaylada kurmuş, ada neredeyse bütün sakinleriyle birlik­te okyanusa gömülmeden önce, kültürünü tüm dünyaya yaymıştı. Donnely, Atlantisliler’in kültürel önemini ortaya koymak için, ortak kökenden geldiğini öne sürdüğü Mısırlılar ile Kolomb-öncesi uy­garlıklar arasındaki benzerlikleri ortaya çıkarmaya çalıştı.

Okyanusun ortası. 16. yüzyılda yapılmış bir haritaya göre Atlantis okyanusun ortasındaydı. Harita, eski gelenekler uyarınca baş aşağı çizilmiş (kuzeyi, güneyi gösteriyor). Azor Adaları’nın, batık anakaranın dağları olduğu da öne sürülüyor.
Untitled-12 copy
Evdeki hesap çarşıya uymuyor. Atlantis’i Santorini Adası’nda arayanların sorunu, turistik adadaki tapınakların ve patlama izlerinin Platon’un anlattıklarıyla uyuşmayan yerlerde bulunması.

Kanarya Adaları
Kanarya Adaları, Azorlar ve Madira’yla birlikte, efsaneleşmiş Atlantis’in kalıntıları olabilir. 30’lu yıllarda, Atlantis söylenişine ayrılan bir dergi çıkaran Lewis Spence bu kanıdaydı. Spence, anakara büyüklüğündeki adada yaşayanları da be­timledi. Erkekler iki metre boyunda ve sarışındı. Modern yerbilim, Azorlar’ın ve Kanarya Adaları’nın batmış bir kara parçasının kalıntıları olamayacağını gösterdi.
Kara Afrika
Kâşif Leo Frobenius, Atlantis’in Yoruba Irmağı (Nijerya) kıyısında olduğunu söylüyordu. Platon’un egzotik betimlemelerine benzer şeyler bulmuştu: bereketli, bitki ör­tüsü bakımından zengin, palmiye, muz ve biber ağacı yetişen efsane­vi bir kent… Fillerden söz edilmesi, hayvanların yaşam alanları bakı­mından, varsayımları Afrika ve Asya’ya taşıyor.
Santorini Adası
Santorini’nin büyük kısmı, korkunç bir yanardağ patlaması sonucu parçalanarak denize battı. İki arkeolog, Angelo Ganalopulos ile James Mavor, bu varsayımı destekli­yorlar. Efsanedeki gibi patlama mey­dana gelmiş olması ve eski yerleşim­lerin kalıntılarının bulunması yüzün­den, Santorini Adası eskiden beri güçlü bir Atlantis adayıydı. Oysa Platon’a göre Atlantis, Herkül Sütunları’nın (İlkçağ Yunanlılarının bilgisinin bittiği yer) ötesinde. Santo­rini ise, Girit ve Kiklad Adaları ara­sında, Akdeniz’de yer alıyor. Hem, yaşanan felaket Platon’un verdiği ta­rihle de uyuşmuyor. Santorini, Platon’un zamanından 9000 yıl önce değil, 900 yıl önce patladı.

Volkanik bir kaya olan Santorini adası, Atlantis konusundaki en iddialı tez…

Belki Girit
Minos uygarlığının, Knossos, Festo ve Zakros saraylarının adası Girit, Platon’un bazı anlattıklarıyla uyuşuyor. M. Ö. 2500’de doğan Minos uygarlığı, pek çok dalda olduğu gibi, sanat ve mimaride de üstün örnekler verecek kadar geliş­mişti. 60’lı yıllarda, arkeolog Nic­holas Platon’a göre, adadaki dört Girit sarayında, Atlantis hükümdar­ları gibi barış içinde hüküm sürmüş dört Girit kralı yaşamıştı. Depremler ve santorini patlamasıyla zayıf düşen Girit’i Mikenliler istila etti ve Minos uygarlığı efsanelere gömüldü.

Untitled-15 copy

Kayıp Efsanesinde Son İddia: Suyun Altında İki Kent
Atlantis konusunda her çağ, her dönem kendi düşleri­ni, kendi korkularını, ken­di umutlarını taşıyor. “Kayıp Kıta” konusundaki çalışma­ların özellikle 50′li yıllarda yeniden canlanması tesadüf değil, İkinci Dünya Savaşı’nda insanlık, toplu bir yok oluşun ayak seslerini duymuştu. Atlantis ütopyasının doğrulanması, savaş korkusunun tedirgin ettiği insanlarda yeni bir umudu çağrıştırıyordu. Nitekim, yeni dünyalar,ütopyalar vaad eden tarikat sayısındaki artış da çok anlamlıydı. Özellikte ABD’nin her kilisesinde yeni bir Atlantis’in temelleri atılıyordu. Kayıp Kıta yüzyıllar sonra, tıpkı Platon döneminde olduğu gibi, politik ve toplumsal bir mesaja dönüşmüştü. Sahneyi bir kez daha sahte peygamberler, üçkağıtçılar, umut tacirleri almıştı.
Ancak 80’li yılların getirdiği yumuşama politikasıyla birlikte, yan-bilimin yerini yeniden bilimsel çalışmalar almaya başladı. Bunlar­dan en ciddi olanı, son zamanlarda Mı­sır kıyılarının birkaç kilometre açığında yapılan denizaltı kazıları.
Merkezi Liechtenstein’da bulunan Hilti Vakfı ile Discovery Channel’ın sponsorluğunda yapılan  bu kazıları, Fransız arkeolog Franck Goddio yönetiyor. Geçtiğimiz yıllarda açık de­nizde kaybolan Fransız yelkenci Eric de Bishop’un torunu olan Franck Goddio, daha önceleri Filipinler açıklarında bazı batık Çin gemileri­ni, Mısır açıklarında batan Bonaparte gemisini bulup çıkarmıştı. Son olarak da İskenderiye açıklarındaki ünlü İskenderiye Feneri’nin kalıntı­larına ulaşmıştı. Şimdilerde ise, 25 kişilik dalış ekibiyle iki eski Mısır kentinin kalıntılarına ulaşmıştır. Bu sualtı kazılarında ortaya çıkarılan Menutis ve Heraklion, Makedon fi­ravunlar olan Ptolemaioslar dönemi­ne ait iki kent.


Kazılarda şimdiye kadar 1. Ptolemaios’un yaptırdığı tanrı Serapis heykellerinin yanı sıra, eski firavun­lar dönemine ait tanrıça İsis heykelle­rine ulaşılması, buranın, adı Herodotos Tarihi’nde geçen Heraklion kenti olma olasılığını artırıyor. Ancak bu son bulgularla, Atlantis’in ortaya çı­karıldığını düşünerek sevinenler için de üzücü bir not yine Heredotos’tan geliyor. Ünlü tarihçi, bundan 25 yüz­yıl önce Heraklion’a geldiğinde İsis tapınağı rahiplerine Atlantis’i sorduğunda şu yanıtı almış: “Adını duy­duk; ama burası değil.”

Untitled-9 copy

Franck Goddio’ya göre Akdeniz’deki Mısır kıyıları, binlerce yıl içinde çok önemli evrimler geçirdi… Bu bölgedeki büyük depremlerin, suları yükselttiğini ve bazı kentleri sular altında bıraktığını söylüyor. Kıyıdan sırasıyla 2 ve 6 km. uzaklıktaki Menutis ve Heraklion kentlerinin de deprem sonrası sular altında kaldığını ileri sürüyor.

1. Ptolemaios tarafından yaptırılan tanrı Serapis heykellerinin başları sudan çıkarılıyor.
Kazılarda hem Bizans hem de Kopt paralarına rastlandı.
Untitled-6 copy
1.70 m uzunluğunda ve 600 kg ağırlığındaki İsis heykeli çıkarılırken
16. Hanedan firavunlarından birinin heykel başı
Bu yazıt kumun 2 metre altından çıkarıldı
Focus

Almanya 1-0 Arjantin Maçın Geniş Özeti Ve Gollerini Kupa Almayanın

Almanya-Arjantin maçı golleri izle,Almanya-Arjantin maçı geniş özeti izle,Almanya 1-0 Arjantin Maçı Geniş Özeti ve Golleri İzle (Dünya Kupası Finali TRT 1 İzle) Almanya Arjantin Maçı Canlı İzle, Almanya Arjantin Maçı Final Maçı İzle, Almanya 1-0 Arjantin Final Maçı İzle, Dünya Kupası 2014 Kupa Töreni, Dünya Kupası Kupa Seramonisi İzle, Almanya Arjantin Kupa Töreni, Kupa Töreni Canlı İzle, TRT 1 İzle, Dünya Kupası Finali TRT 1 İzle, TRT 1 Canlı İzle, TRT 1 Canlı İzle, TRT 1 Almanya Arjantin Kupa Töreni İzle, Almanya 1-0 Arjantin İzle, Almanya 1-0 Arjantin Geniş Maç Özeti ve Golleri İzle...


2014 Dünya kupası final maçında Almanya Arjantin'i normal süresi 0-0 biten maçta uzatma dakikalarında Mario Götze'nin 113 dakikada attığı gol ile 1-0 yenerek 2014 Dünya kupası şampiyonu oldu.

Muhteşem bir maça sahne olan Almanya Arjantin maçında heyecan en üst seviyedeydi.Çekişmeli geçen maçta Almanya gülen taraf oldu ve kupayı ülkesine götürmeye hak kazandı.

ALMANYA-ARJANTİN MAÇI GENİŞ ÖZETİ VE GOLLERİ İZLE!!!

Brezilya'da düzenlenen 2014 Dünya Kupası Final mücadelesinde Almanya ile Arjantin karşı karşıya geldi. Maracana Stadı'nda oynanan mücadelenin normal süresi 0-0 sona erdi. Uzatma dakikalarında sahneye çıkan Mario Götze, Dünya Kupası'nı Almanya'ya götürdü.

İki takım da maç boyunca bir çok gol pozisyonunu değerlemezken dakika 30'da Higuain'in attığı gol ofsayt gerekçesiyle iptal edildi.

Bu skorun ardından Almanya 1990 Dünya Kupası'nın tam 24 yıl sonrasında en büyük kupayı kazanmayı başardı.

ALMANYA TARAFI
Bulunduğu her organizasyonun favorisi olmak sizce nasıl bir duygudur? Türkiye’den bakınca gıpta edilecek bu duruma Almanlar alışkın. ‘Turnuva takımı’ olarak adlandırılan Almanya, doğru sistemle futbolda hangi konuma gelinebileceğini ete kemiğe bürünmüş hali. Gerek Avrupa Şampiyonası gerek Dünya Kupası olsun, onlar için değişen bir şey yok; değişmeyen tek özellikleri ise disiplinleri. Üstün fizikleri ile nam salan Panzerler, 2000’lerin ikinci yarısından sonra gömlek değiştirip teknik oyuncularla yüksek fizik kapasiteyi harmanlama başarısını gösterdi. Bunu sadece futbola indirgemek de doğru olmaz. Ülkede bulunan göçmenlerle barışık bir hale gelen Almanlar bunun meyvelerini futbolda da topluyor. Bu sentezin mimarı şüphesiz teknik direktör Joachim Löw.

İlk tur maçları
4-0 Portekiz
2-2 Gana
0-1 ABD

2. Tur
2-1 Cezayir

Çeyrak final
1-0 Fransa

Yarı final
7-1 Brezilya


Kilit oyuncu: Mesut Özil

Arsenal ile iyi başladığı sezonu kötü tamamlayan Mesut Özil, Almanya için çok şey ifade ediyor. Beraber oynamaya alıştığı arkadaşlarıyla Brezilya’da etkisiz olacağını düşünmek biraz safça olur. Löw onu takımın merkezine oturtacaktır.

Teknik direktör: Joachim Löw

Silik bir futbolculuk kariyerinin ardından teknik adamlığa adım atan Joachim Löw’ün yükselişi 2004’te Jürgen Klinsmann’ın yardımcısı olarak göreve başlayınca gerçekleşti. İki yıl yardımcı antrenörlük koltuğunda oturan Löw, 2006’dan bu yana patron konumunda. Bu süre zarfında Almanya bir Avrupa ikinciliği iki de dünya üçüncülüğü elde etti.

Tecrübe Turnuva oynama alışkanlığı
Sorumluluk alacak oyuncusu sayısı fazlalığı

Eksileri
Oyun içinde bazen kopabiliyorlar.



ARJANTİN TARAFI
Güney Amerika denince akla futbol ve samba geliyorsa Arjantin’in tangosundan henüz haberdar olmamışsınız demektir. Buenos Aires’te doğan ama araştırmacılara göre sınır komşusu Uruguay’dan Arjantin’e kayan tango, Güney Amerika’nın en özel danslarından biridir. Saygınlığını eşsiz müziği ve görsel şöleni ile tüm dünya tarafından tanınmıştır. Güney Amerika’nın en dibinde Şili’in komşusu olan Tangocular, Maradona ile dünyanın tam ortasına demir attı. Maradona’nın tacını devralan essi, bu krallığı en büyük rakibi olan Brezilya’nın evinde düzenlenecek olan Dünya Kupası’yla tüm evrene duyurmak istiyor. Buenos Aires’ten hareket edecek olan Arjantin, Brezilya’nın kalbinde, Maracana’da (Rio de Janeiro) grup maçlarını oynayacak. Son Dünya Kupası ve Copa America tecrübeleri oldukça tatsız geçen Arjantin, belki de eline geçen en büyük fırsatı değerlendirmek istiyor. Brezilya’da kalkacak bir Dünya Kupası’nın Arjantin futbol tarihini yeniden yazacağını bilen futbolcular, geride kalan son dört büyük kupayı unutarak önüne bakıyor.

Finale nasıl geldi?
2-1 Bosna-Hersek
1-0 İran
3-2 Nijerya

1. Tur
1-0 İsviçre

Çeyrek final
1-0 Belçika

Yarı final
0-0 Hollanda (4-2p)


Kilit oyuncu: Lionel Messi

Arjantin’in değil, dünyanın her maçını başka bir gözle izleyeceği Lionel Messi, Barcelona’da özellikle sezonun ikinci yarısını dinlenerek geçirdi. Maradona ve arkadaşlarından sonra kupa kaldıran jenerasyonda olmak isteyen Messi, sadece geçen sezonlarda yaptıklarını Arjantin formasıyla tekrarlarsa çeyrek asırdan fazla süren bu özlem sona erecek gibi görünüyor.

Teknik direktör: Alejandro Sabella


Almanya-Arjantin maçı golleri izle,Almanya-Arjantin maçı geniş özeti izle,Almanya 1-0 Arjantin Maçı Geniş Özeti ve Golleri İzle (Dünya Kupası Finali TRT 1 İzle) Almanya Arjantin Maçı Canlı İzle, Almanya Arjantin Maçı Final Maçı İzle, Almanya 1-0 Arjantin Final Maçı İzle, Dünya Kupası 2014 Kupa Töreni, Dünya Kupası Kupa Seramonisi İzle, Almanya Arjantin Kupa Töreni, Kupa Töreni Canlı İzle, TRT 1 İzle, Dünya Kupası Finali TRT 1 İzle, TRT 1 Canlı İzle, TRT 1 Canlı İzle, TRT 1 Almanya Arjantin Kupa Töreni İzle, Almanya 1-0 Arjantin İzle, Almanya 1-0 Arjantin Geniş Maç Özeti ve Golleri İzle...

Hollanda 3-0 Brezilya Dünya Kupası 3 ncü lük Maçı

Brezilya 0-3 Hollanda maçın gollerini izle,Hollanda-Brezilya maçın geniş özetini izle,Brezilya-Hollanda maçı hemen izle,Brezilya-Hollanda dünya kupası 3.lük maçı golleri izle,Brezilya-Hollanda 0-3 izle,Brezilya-Hollanda maçı hemen izle



Brezilya 0-3 Hollanda maçın gollerini izle,Hollanda-Brezilya maçın geniş özetini izle,Brezilya-Hollanda maçı hemen izle,Brezilya-Hollanda dünya kupası 3.lük maçı golleri izle,Brezilya-Hollanda 0-3 izle,Brezilya-Hollanda maçı hemen izle...


BREZİLYA'YA BİR ŞOKTA HOLLANDA'DAN


2014 Dünya kupası 3.lük maçında Hollanda rakibi Brezilya'yı 3-0 gibi net bir skorla yenerek Dünya kupası 2014 3.'sü oldu.Hollanda'ya galibiyeti getiren golleri 3.dakikada Van Persie,19.dakikada Daley Blind ve 90+1.dakikada Georginio Wijnaldum kaydetti.

Maça hızlı başlayan portakallar henüz maçın başında kazandıkları penaltı atışını Persie gole çevirmesi ile adeta maça 1-0 önde başladı.19.dakikada ise sahneye Daley Bilind çıktı ve Hollanda'yı rahatlatan golü kaydetti.Tam maç bu skorla bitecek derken maçın son dakikasında Georginio sahne aldı ve son sözü söyledi.

BREZİLYA 0-3 HOLLANDA MAÇIN GENİŞ ÖZETİ VE GOLLERİ İÇİN TIKLAYINIZ!!!

Almanya'dan sonra Hollanda'da Brezilya'yı hüsrana uğrattı.Brezilya milli takımının Almanya karşısında aldığı 7-1 gibi ezici yenilginin şokunu atlatamadığı gözledi ve Hollanda rahat bir oyunla Brezilya'yı yenerek dünya kupasını 3. olarak tamamlamış oldu.

BREZİLYA 0-3 HOLLANDA MAÇIN GENİŞ ÖZETİ VE GOLLERİ!!!

BREZİLYA

Julio Cesar, Maicon, David Luiz, Dante, Marcelo, Luiz Gustavo, Fernandinho, Hulk, Oscar, Willian, Fred

HOLLANDA

Jasper Cillesen, Ron Vlaar, Stefan De Vrij, Bruno, Daley, De Jong, Wesley Sneijder, Arjen Robben, Dirk Kuyt, Wijnaldum, Robin Var Persie

Brezilya'da Neymar yok

Brezilya'da sakatlığı nedeniyle turnuvayı kapatan golcü futbolcu Neymar, Hollanda maçında forma giyemeyecek.

Kolombiya karşısındaki çeyrek final mücadelesinde, Juan Zuniga'nın müdahalesiyle sakatlanan Brezilya'nın en önemli kozu Neymar, yarı finalde 7-1 kaybedilen Almanya maçında da oynayamamıştı.

Hollanda'da ise karşılaşma öncesi Leroy Fer ve Nigel de Jong'un durumları belirsiz. Meksika karşısındaki ikinci tur maçında sakatlanan ve turnuvanın kalanında oynayamayacağı açıklanan de Jong, Arjantin karşısındaki yarı final mücadelesine sürpriz bir şekilde ilk 11'de başlamış ancak ikinci devrede oyundan alınmıştı. "Portakallar"da Leroy Fer ise antrenman sırasında sakatlık yaşayarak ikinci turdaki Meksika maçından itibaren formasından uzak kalmıştı.

Dünyanın Altın Oran Merkezi: Mekke

Dünyanın merkezi… Doğal olarak insanlar, dini inanış ve kabullerden ziyade bilimsel veriler ve ispat istiyor. Ben de bu konuyu bilimsel yönden birkaç doneyle ispatlama gayretinde bulunacağım. Bu konunun bilimsel ispat yollarında genelde uğrayacağımız duraklar “altın oran” ve “ley hatları” olacak.


 Altın oran yani 1,618 matematikteki en gizemli sayı. Leonardo Dawinci bu sayıya ilahi oran adını vermişti. Dawinci ilk altın oran ölçen cetvelini icad etmişti. Ve hemen hemen her resminde bu oranı kullanıyordu.

     Cezayir'de Müslüman matematik bilginlerinden eğitim alan Fibonacci isimli matematikçi bir sayı dizisi keşfettiğini ilan etti.
Bu sayı dizisinde 0 ve 1 den başlayan rakamlar kendinden bir önceki rakamla toplanarak yeni bir sayı oluşturuyordu.

Fibonacci Dizisi;

0 1 1 2 3 5 8 13 21 34 55 89 144 233 377 ...
1
1+1 = 2
2+1 = 3
3+2 = 5

     Bu sayının mistik yönü ile ilgili araştırmalar bugün yaratılışa ve dinlere dair ilk kez ifade edilen yeni bir felsefenin doğmasına neden oldu; Altın Oran felsefesi... ve belki de yeni bir çağa ismini verecek gelişmelerin başlangıcını oluşturdu...
     İşte Yaratıcı ve evren arasındaki yaratılış ilişkisini açıklayarak bu harikulade ve muazzam var oluşu ifade eden sayı sisteminin değerleri arasında zamanla gizemli bir oran kendini gösterdi. Altın Oran;1,618


89 / 55 = 1,618..
144 / 89 = 1,617..
233 / 144 = 1,618...
377 / 233 = 1,618...
                                                                

İki çubuktan birisini öyle bir noktadan bölmelisiniz ki oluşan iki yeni kısa çubuğun birbirlerine oranı, en uzun 2 çubuğun oranına eşit olsun. İşte bu oran Altın Orandır. Yani matematikte bölünen doğruların birbirine oranlarını korumanın tek yolu Altın Orana uymaktır. Sadece bu yönüyle bile matematikte ve mantıkta kendisine "mükemmel oran" adını vermesi için yeterli bir nedendir.( Bkz.Wikipedia )
  
Birde şu işlemlere göz atmanızı tavsiye ederim. İyi bi matematik bilgisi gerekmiyor şaşırmak için. :)

*1 sayısının iç içe kare kökleri toplamı da 1,618 yani altın oranı verecektir.

*Altın oran sayısının karesini bulmak için 1 ile toplamak yeterli olacaktır..

*Çarpma işlemine göre tersi için ise, sayıdan 1 çıkarmamız gerekir. Matematikte benzeri özellikler taşıyan başka bir oran ya da sayı bilinmemektedir.

 



AY VE DÜNYA'NIN TASARIMINDA ALTIN ORAN

      Konunun en ilginç başlıklarından biri olacağı şüphesiz. Araştırırken de hayretle araştırıyordum.
       Dünyanın yarıçapını 1 birim olarak kabul edelim. Dünya ile Ay birleştirildiğinde merkezleri arasındaki mesafe Altın Oran sayısının karekökü olmaktadır. Oluşan dik üçgenin öteki kenarı da altın oran sayısını vermektedir.


      İnsan bedeninde, yüzde, ellerde var olduğunu herkes tarafından bilinen altın oranın ay ve dünya arasındaki ilişkisi de bu şekilde. Göze en güzel geken bu oran kendiliğinden ya da tesadüfen olacak değil. 
     Rahman suresi 5. Ayeti şöyledir;  "Güneş ve Ay Hesaba bağlıdır her birinin her şeyi.."
       
     Sıradaki başlık son noktayı koyacak bir başlık olacaktır. Sizce Dünya'nın altın oran noktası neresidir sizce ?

Bu iddia güçlü bir iddia olduğu kadar, bilimsel açıdan da çok kuvvetli delillere sahip bir iddia. Dünyanın merkezi… Doğal olarak insanlar, dini inanış ve kabullerden ziyade bilimsel veriler ve ispat istiyor.
Bilimsel yönden birkaç done
Bu konunun bilimsel ispat yollarında genelde uğrayacağımız duraklar “altın oran” ve “ley hatları (ley lines)” olacak.
Altın oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısı olarak bilinir. Eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından mimaride ve sanatta kullanılan bu orana uygun biçimde bölünmek istenen bir doğru parçasının uygun biçimde iki parçaya bölünmesi gerektiğinde, bu doğru öyle bir noktadan bölünmelidir ki; küçük parçanın büyük parçaya oranı, büyük parçanın bütün doğruya oranına eşit olsun. İşte bu oran, pi (π) sayısı gibi irrasyonel bir sayı olup ondalık sistemde yazılışı 1,618033…’tür. Bu oranın kısaca gösterimi ise ” (1+√5)/2 ” olur. Bu oran doğal olan veya  gözümüze mükemmel görünen her şeyde karşımıza çıkar. Özellikle de yaratılışta…
İnsan vücudunun neredeyse her yerinde altın oran mevcuttur. Parmak boğumları buna en güzel örneği oluşturur. Göze güzel görünen insanların vücutları ve yüzleri daima altın orana uyar. Hatta kalp atışlarında ve DNA’nın en ve boy oranlarında dahi bu oran mevcuttur. Tarihte ilk ne zaman keşfedildiği tam olarak bilinmemekle birlikte tarih boyunca birçok defa yeniden keşfedilmiş olma olasılığı kuvvetlidir. Örneğin Mısırlılar Keops Piramidinin tasarımında hem pi oranını hem de altın oranı kullanmışlardır. Leonardo Da Vinci eserlerinde sürekli olarak bu orana bağlı kalarak mükemmeli yakalamıştır. Hatta bu oranı sürekli kullandığı için altın oran cetvelini icat etmiştir. Bu cetvel Leonardo cetveli olarak da bilinir. Ünlü astronot Johannes Kepler bu sayı için büyük bir hazine ifadesini kullanmıştır. Bu gibi örneklerin çoğaltılması olanaklı olmakla birlikte bu kadarı kâfi kanaatindeyim…
Ley hatlarına da kısaca bir göz atacak olursak; ley hatları, dünyadaki enerji akımının oluşturduğu belirli çizgilerden ve istikametlerden oluşan hatlara denir. Bu hatlarda dünyanın gizemli enerjisi sürekli dolaşım halindedir. Tıpkı vücudumuzdaki damar sistemi gibi tüm dünyayı sarmış olan bu hatların kesişim noktaları, tarih boyunca büyük kiliselere, camilere, hipodromlara, stadyumlara ve dev yapılara ev sahipliği yapmış olup insanlar tarih boyunca bu enerjiden yararlanmak için deli saçması denebilecek çatal çubuk yöntemiyle bu hatları keşfetmiş ve hatlar üzerine ana yollarını, kesişim noktalarına ise ibadethanelerini yapmayı tercih etmişlerdir.

1921 yılında Arkeolog Alfred Watkins, aslında Britanya’nın kullandığı yollara temel olan eski Roma yollarını inceleyerek ve aynı yolların eski uygarlıklara ait yolların üzerine kurulmuş olduğunu keşfediyor. İnsanlar, bir şekilde gözle görülmeyen bir akışı takip etmişler ve ley hatlarına sadık kalmışlar. Bu hatlar aynı insan vücudundaki “akupunktur” hatlarına benzer bir şekilde dünyamızı sarmış olması hasebiyle insanlar tarih boyunca bu hatları ellerinden geldiğince işaretlemişler ve dengeyi sağlamak amaçlı belli yapıları, kesişim noktalarına tabiri caizse adeta saplamışlardır. Bunlara örnek verecek olursak ; Avrupa’daki eski toplumlardan Druidler ve Keltler Avrupa üzerinde bir hat şeklinde uzayıp giden şekilde kendilerine ait taş yapılar, megalitler, altarlar, dolmen ve menhirlerini dizmişlerdir. Tahmin edeceğiniz üzere bu hatlar ley hatları ile uyuşmaktadır. Piri Reis’in haritasındaki garip çizgiler ley hatlarını gösteren çizgilerdir.
Amerika kıtasında Meksika’dan başlayarak devam eden piramit serisinin üzerinde bulunduğu hattın, Mısır’da Krallar Vadisi’ne kadar uzanan piramit serisinin diziliş ekseninin ve dünyanın birçok yerinde olduğu gibi İstanbul’da da bulunan dikili taşların dizilişinin ley hatları ile birebir örtüşmekte olduğu tespit edilmiştir. Aynı şekilde meşhur Çin Seddi dahi ley hatları ile kesişecek şekilde o hat üzerine inşa edilmiştir. Ley hatları Nikola Tesla tarafından da dile getirilerek elektriğin Dünya üzerinde kablosuz iletişiminden bahsedilmiştir ancak Edison’un siyasi çevresinin gücü yüzünden Nikola Tesla’nın bu buluşu topluma yayılamayarak elektrik telleri dünyamıza yayılmıştır.
Bu iki konu hakkında verilen genel bilgiden sonra konumuzla alakalarını inceleyelim. Altın oran konusu üzerinden başlayalım; araştırmacılar yıllarca altın oranı her yerde aramalarına ve dahi bulmalarına rağmen yakın tarihlere kadar dünyamızın altın oran noktasını bulmayı ihmal etmişlerdi. Ancak, yakın zamanda araştırmacılar titiz bir süreç içerisinde bu konuya yöneldiler. Peki Dünya’mızın altın oran noktası nerededir? Bir bakalım…
Mekke şehrinin kuzey kutup noktasına olan uzaklığı (7.631,68 km) ile güney kutup noktasına olan uzaklığının (12.348,32 km) oranı tam olarak 1,618 sayısını verir, yani altın oranı. Aynı şekilde, olması gerektiği gibi Mekke şehrinin güney kutup noktasına olan uzaklığı ile iki kutup noktası arasındaki uzaklığın birbirine oranı da 1,618 dir. Ayrıca tüm dünyanın ortak yer belirleme dili haline gelmiş enlem boylam haritasına göre de Mekke’nin gün dönümü çizgisine doğu uzaklığı ile batı uzaklığının birbirine oranı bize yine 1,618 sayısını vermektedir.

Tüm harita sistemlerinde bu nokta birkaç kilometre sapma ile asla Mekke şehri sınırları dışına çıkmaz ve ekseriyetle Kabe’yi de içine alan Mescid-i Haram bölgesi içerisinde kalır. Bunu Google Earth programı ve bir hesap makinesi ile evinizde dahi test edebilirsiniz. Benim yaptığım hesapta 15 km lik yani on binde yedilik (7/10000) bir hata payıyla hesap doğru çıktı. Ayrıca araştırmalar göstermiştir ki pozitif enlem ve boylam değerleri ile deniz yerine karaya düşümü açısından dünyanın tek altın oran noktası, Mekke olabilir.
İslam dininin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’de Mekke’nin kutsallığından bahseden tek bir ayet vardır. Âl-i İmran suresi 96. ayet… Bu ayette dahi altın oran görünmektedir. Ayet toplam 47 harften oluşmakta olup sadece bir yerinde Mekke lafzı geçmektedir, bu kelimeye kadar bu kelime dahil ayetin başından itibaren 29 harf vardır. 47/1,618 işlemini yaptığımızda ise bize 29,0… sayısını verdiğini göreceğiz. Bir harf fazla yahut eksik olsa idi bu oran oluşamayacaktı. Altın oran dünyada yaşayan en küçük yapılardan biri olan DNA’da, deniz kabuklularında, insan uzuvlarında ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz birçok varlıkta kendini göstermektedir. Bakıldığında en küçük varlıktan en büyüğüne kadar belirli bir oran (altın oran) görülebilmektedir. Elbette düşünüldüğünde tarih boyunca milyarlarca insanın yöneldiği bir noktanın koordinatlarının da bir oranı yansıtabileceği kesinlikle akla uzak gelmemektedir.
Ley hatları bakımından konumuzu inceleyecek olur isek batıda özellikle İngiltere’de adına ley hatları denilen bu pozitif enerji akım hatlarının negatif olanlarına ise kara akım hatları tabiri kullanılmakta ve üzerinde halen yoğun şekilde araştırmalar yapılmakta. İşte halen devam eden bu araştırmalar neticesinde dünyanın bedeni içindeki bu pozitif enerji hatlarının kesişip sanki bir enerji santrali gibi yayın yaptığı en önemli noktanın Mekke’de bulunan Kâbe ve bunun uzantısı içerisinde Arafat Dağı olduğu tespit edilmiş. Bu pozitif enerji hatlarının bu noktada kesişmesi neticesinde öyle bir pozitif enerji ortaya çıkıyor ki, Mescid-i Haram bölgesine giren insanların beyinleri muazzam derecede etkilenip güçlü bir faaliyet içerisine giriyor. Bilimsel ispat yolundan gittiğimizi biliyorum ama örnek olma kapasitesi açısından kanaatimce şu hadis-i şerifi burada zikretmekte fayda var : “Başka yerlerde sadece fiillerinizden mes’ulsünüz, Harem-i Şerif’te ise düşüncelerinizden de mes’ul olursunuz”.  Müslüman âlimler tarafından bunun sebebi olarak Harem-i Şerif’te beynin aldığı güçlü enerji dolayısıyla düşünceleri dahi fiil düzeyindeki bir güçle ruha yüklemesi gösterilmektedir.
Bununla ilgili başka bir örnek olarak da şu gösterilebilir; Peygamber (s.a.v.) Medine’ ye geldiğinde herkes ona kendi evini açar, açtıkları yerin kendisinin olmasını teklif ederler, buna karşın, Hz. Muhammed (s.a.v.) bunu kabul etmeyerek yer seçim işini devesine bırakır. Deve ise, serbest bırakılır bırakılmaz belli bir mesafe gittikten sonra bir sahabenin evinde durur. Ve Hz. Muhammed (s.a.v.) orada kalmaya karar verir. Herkes bu olayı normal olarak, sosyolojik açıdan Hz. Muhammed (s.a.v.)’ in kimseyi kırıp gücendirmemek için yaptığını düşünür. Oysa işin gerçeği, pozitif enerji titreşimlerini en iyi algılayabilen hayvanların başında gelen devenin o bölgede en yüksek pozitif akımını bulması için bırakılmış olmasıdır.
Velhasıl kelam yukarıda dahi bilimsel ve kısmen dini açıdan ispatlarla ortaya koymaya çalıştığım gibi üzerinde geçici kaldığımız bu Dünya beldesinin merkezi olarak Mekke şehri bize kendisini gösteriyor. Bu vesile ile Nasreddin Hoca muhterem gibi eğer ayağımın altı dünyanın tam ortasıdır diyecekseniz, Mekke’ye ulaştıktan sonra bunu söylemenizi öneririm. Vesselam…
Mustafa UYSAL
Kaynaklar : İnsan ve Sırları , Ahmed Hulusi ; The Old Straight Track (1925) , Alfred Watkins ; Prof. Dr. OSMAN ÇAKMAK

KAYNAK:
Yazar: Mustafa UYSAL

http://indigodergisi.com

Share

Twitter Delicious Facebook Digg reddit Favorites More